Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

nostalji

Nostalji sevenlere

Google
Yazılar

CORVETTE ZR1,PONTIAC BONNEVILLE,CADILLAC SEVILLE STS ,CHEVROLET BERATTA ,MERCURY COUGAR , FORD TAURUS SHO.

CORVETTE ZR1
Ferrari F40 ya da Lombarghini Countact'ların Amerikalı kardeşi! Çılgın aerodinamik parçalar kullanılmadan, mükemmel yol tutuşu sağlayan ve Lotus'un elinin değdiği 5.7 litrelik V8 motoruyla bir yol canavarı. 6 ileri şanzımanı , 17 inç jantları ve 380 hp motoruyla herhangi bir düzlükte 180 mil hıza çıkabilmekte. Km/h karşılığı olarak 300 km/h cıvarında bir hıza yaklaşılmış olmakta.


PONTIAC BONNEVILLE
V6 3.8 motoru ve mükemmel otomatik şanzımanı ile Amerikan hayalinin gerçekleştiği otomobil. Motorunun sakladığı 160 hp gücü önden çekişine eşlik eden 15 ya da 16 inç ebadındaki lastikleriyle 100 km/h sürate 10 saniyede çıkabilmekte . Zengin standart aksesuarı ile mükemmel bir aile otomobili.


CADILLAC SEVILLE STS
V8 motoru, önden çekişi düşük devirde elde edilen 155 bhp ve otomatik şanzımanı ile tam bir Limuzin. Performans da göz ardı edilmemiş, 190 km/h son hız, 0-200 km/h'e 9 saniyede çıkması, ya da 110 km. sürat hızla giderken 80 metrede durmak gibi parlak başarıları var .


CHEVROLET BERATTA
V6 2.8 litre motorlu bu model GM'in gelecek için hazırladığı otomobillerinden biri olarak üretilmiş, tüm elektronik ve mekanik teknolojilerin kullanıldığı bu model bir teknoloji serisi olarak kabul edilebilir. ABS, anti patinaj sistemi , 15 inç jantlar ve 150 hp güç ile 200 km/h sürate rahatlıkla ulaşabilmekte.

MERCURY COUGAR
Orijinal olarak V6 3.8 litre 120 hp olarak piyasaya sürülen bu model, 1955'lerde yer alan Thunderbird fırtınasının 1989'lara uzanan ve efsaneyi sürdüren bir otomobil. Mercury Cougar ya da Ford Thunderbird olarak karşılaşabileceğiniz model, yolcu kabininin bagajla birleştiği noktada fark edilen açı farkı dışında , teknik özelliklerine kadar tümüyle aynı.

DODGE SPIRIT ES
İşte aile otomobillerinin GTI modellere yaklaşmaya başladığının ilk kanıtı olmuş bir otomobil. V6, 3.0 litre motorunun sağladığı 141 bhp güçle spor otomobil özellikleri göstermekte ; opsiyonel 2.5 litre Turbo motoru ve 5 ileri şanzımanı ile Dodge Spirit değişik bir pazarlama politikasıyla piyasaya sunulmuştu.

FORD TAURUS SHO

7400 dv/d' da kırmızı devri bulunan Taurus'un motorunda Yamaha'nın modifikasyon izleri bulunmakta. V6 3.0 motorunun sağladığı 220 bhp ile 5. viteste 230 km/h sürate ulaşabiliyor. 150 km/h sürate 15 saniyede çıkması bunun yanında önden çekişli olması ilginç özellikleri.

Alfa Romeo 2000 Gtv



1950 1900 saloon , 1954 1300 Guliettas Sports ve Sprint, daha sonra yerlerini bıraktığı 1962 Guliettas Saloon ve 1963 Sprint GTs, 1965 yılında piyasaya sürülen touring-karoser GTC convertible (daha sonra Spider ile yer değiştirdi), 1300 cc GT Junior ve nihayet isim babası olan GTV 1600' ün vizyona çıkış sürecini, daha arada sayamadığımız birçok modele rağmen özetleyebiliriz.

O dönemde Alfa Romeo yetkilileri GT'ye eklenen V'yi "veloce" ya da "hız" olarak nitelendirerek, beş sene sonra yenilenecek olan GTV'nin 1750 cc versiyonunu için zemin oluşturuyordu. 1971 yılında 2000 GTV daha fazla güç ve yenilikle piyasaya sürüldü ve günümüzde klasikler arasındaki yerini aldı. Alfa hayranları için, bu model otomobillerin bulunup revize edilmesi sadece bir hobi olmakla kalmayıp bir hayat tarzı olabiliyor. 1972 Model Alfa Romeo 2000 GTV bu özveri ile yaklaşık otuz yıl öncesinin ruhunu şimdi İngiltere'de yaşatıyor.

Otomobil, çıplak gözle bakıldığında keskin hatlarıyla , uyumlu bir yapı sergiliyor. Önden bakıldığında, far kümeleri, radyatör ızgarasının uzantısında krom çerçevelerle yerleştirilmiş. Sade ama spor tampon ise yine krom ve GTV'nin atılgan görüntüsünü tamamlıyor. Motor kaputunun yan kanatları, arka bagajın bittiği noktaya kadar sportif bir çizgiyle uzanıyor. Bu kusursuz bütünlük, krom alaşımlı cam çerçeveleri, ön ve arka tampon, Alfa yılanı simgeli benzin kapağı ve tabii jantlar ile zarif bir endüstriyel dizayn olarak 2000 GTV'de sunuluyor.

Günümüzün klasiği, ancak dönemin performans aracı olan 2000 GTV standart olarak 4-silindir 1962 cc çift karbüratör motor ile 5500 devirde 131 hp güç ve 3000 devirde 134 lb ft tork üretiyor. Toplam ağırlığı 1043 kilo olan otomobil arkadan çekişli ve transmisyonu 5-ileri manuel vitesle sağlanıyor. Maksimum hızı 195 km/h ve 0-100 km'ye 8.9 saniyede ulaşıyor. Süspansiyon sistemi ise önde bağımsız, krom yaylar, anti-roll bar ve teleskopik darbe emici sistem ile tamamlanıyor. Arka süspansiyonlar ise hareketli akslarla desteklenmiş. Gösterişten uzak iç mekan yine sportif özellikleriyle otomobilin ruhunu yansıtıyor. Kullanılan malzemeler çeşitli olmasına rağmen tam bir uyum içerisinde düzenlenmiş.

Günümüzde hala kullanılan Alfa Romeo tarzı kontrol paneli, içe gömülü, devir ve hız göstergeleri ile her ikisinin arasına yerleştirilmiş daha küçük hararet ve basınç göstergelerinden oluşuyor. Ön panel, direksiyon simidi ve vitesin bulunduğu alan ahşap döşenmiş. Kenar geçişlerinde kullanılan çıtalar, direksiyon çatalı ve vites, kapı kolu gibi uzantılar krom alaşımlı. Koltuklar ise deri kaplama. Sürüş zevki ve performansı açısından en iyi referansı, üretildiği dönemdeki şatışlarının yüksekliği veriyor. Silindir başlarına direk olarak sürmelenmiş çift karbüratör, gaz pedalına basıldığı anda keyif veren bir emiş sesi veriyor. Kısa transmisyon şanzıman ile seri hızlanmayı sağlarken yüksek hızda akıcı ve virajlarda savrulmadan mükemmel bir yol tutuşu sağlıyor.

Delahaye

Delahaye

İkinci Dünya Savaşı' nın tüm zorluklarına rağmen itinalı çalışma ve iş bitiricilik Fransız otomobil üreticilerinin özelliği olarak, tüm otomobil piyasası tarafından biliniyordu... Bu sıralarda demir levha, sac, boya, vernik, hiçbiri kolay kolay bulunamıyordu. Savaşın etkileri devam ediyordu. İşte bu atmosfer içerisinde Fransız otomobil yapımcıları zor da olsa ünlerini kanıtladılar ve sürdürdüler...

Genelde ürettikleri modeller savaştan önceki desenlerini koruyordu. Otomobiller ilk zamanlar içerisinde öyle titizlikle üretiliyordu ki ; en ufak bir hata bile söz konusu değildi. İşte bu sıralarda zerafet, kalite, konfor ve sadelik ilkelerini kendilerine benimsemiş olan Delahaye adını duyurdu. Bunun ilk ve en büyük örneğini, 1946 yılında Equipment Automobil Dergisi'nin düzenlediği Philippe Charbonneaux 'in hazırladığı Delahaye'i görüyoruz. Kelimenin tam anlamıyla 4'4 lük bir otomobil. Her ne kadar savaş yılları zor geçse de, parça azlığından yapılan titizlik ve hatayı en aza indirme özeni ; otomobil dünyasında bir çığır açtı ve ortaya birbirinden mükemmel otomobiller çıktı.

Bu sıralarda Figonni ve Flaschi 'nin yaptıkları modeller gerçekten büyük ilgi topladı ve bir anda bu ikili biraz da gazetelerin sayesinde yıldızlaştılar. Zamanın gazeteleri sayesinde çok popüler bir duruma sadece bu ikili değildi. 12 silindirli Delahaye'nin yapımcısı Franay da bu ünden nasibini aldı. Figonni ve Flaschi 135 m'lik bir Delahaye üretmeyi başardılar , tabii ki Franay 'da boş durmadı ve iki değişik Delahaye hazırladı. Franay'in ürettiği Delahayeler hakkında, zamanın önemli kişileri tarafından şu yorum yapıldı, " Hiç abartısız bu otomobiller on sene sonra da piyasaya sürülebilir, keşke öyle olsaydı o zaman daha çok para kazanılırdı." Figonni' nin otomobilleri üzerine ise şu yorum yapıldı. "İlk defa 1936 'da çıkarılan Delahaye 135 gibi her defasında orijinalliğini koruyor ".

Bu arada Figonni otomobil çamurluklarına etek takma modasının da öncüsü oldu, böylelikle aerodinamizm de gelişmiş oldu. Figonni ve Franay çekişmelerini sürdürürken Vanvooren ismindeki bir yapımcı İran Şahı için yaptığı Bugatti 57 C ile büyük sükse yaptı. Takvimler 1946 tarihini gösterdiğinde ;artık Avrupa'da birçok otomobil karoseri imalatçısı türemişti. Chapron Letourneur ve Marchand şirketleri bunlardan en önemli ikisiydi. Salon 1946 Fuarı' nda Delahaye' lerde göze çarpan en önemli özellik , motor üzerindeki kabarıklıktı. Her ne kadar çirkin gözükse de , otomobile ayrı bir hava veriyordu. Bu sıralarda Lancia, Belma modelinde daha önce bu yeniliği denemişti, ama başarılı olmamıştı. Fakat Delahaye üzerindeki fuarı izlemeye gelenler tarafından beğenildi ve sonuç olarak yeni bir akımın başlanğıcı oldu .

Aynı fuara katılan diğer bir Delahaye ise, Chrysler' benzemesinden ötürü bekleneni veremedi. 1949 yılında Delahaye firmasının önemli müşterilerinde olan John Gaul için yaptığı otomobil ile üne kavuşan Saoutchik ise Delahaye firmasının en önemli karosercisi durumuna geldi ve o da birçok otomobile imzasını attı. 1946-1947 yılları Avrupa otomobil yapımcılığı bakımından başarısız olarak geçti. Bunun en büyük sebebi , yapımcıların çalışmalarındaki dikkatsizlikleri ve birçok otomobilin hatalı olarak üretilmesinden kaynaklanıyordu.

Fransız otomobil yapımcılarının hemen savaş sonrası kendilerini kanıtlamalarını sağlayan otomobil : Delahaye

Bu olayların biri de Charlie Florat ' in başına gelmiş... Bakın neler anlatıyor : "Otomobilin alınmasının ilk haftasıydı . Aldığımdan beri otomobili her gün yıkıyordum . Yine bir sabah bahçeye otomobili yıkamak için indim ve birden kapının kaportasının üzerinde büyük bir delik fark ettim, aslı
nda ilk önce kir zannedip silmek istedim . Sonra fark ettim ve kapıyı hızla kapadım ve olan oldu ve kaporta döküldü ." İşte yapımcıların o tarihlerde ne komik durumlara düştüğünü görüyorsunuz . Ama bütün bunlardan nasibini almayan yalnız bir tek firma vardı...O da Delahaye idi.

... Daha sonra Figonni 1952'de Denizaltı ve Le Sguale (köpekbalığı) modellerini Citroen 'de denedi ve kısa bir süre sonra bu modeller Delahaye 'ye de uygulandı ve tabi ki orada meşhur oldu. Figonni 1952'de Citroen 'de denediği modelden önce , 1948 yılında Barcelona fuarlarında tanıttığı Delahaye'ler sayesinde ünüme ün kattı. Yaptığı Delahaye 'lerin kopyaları Ingiltere ve Hollanda' da yapıldı. Figonni de Delahaye sayesinde yüceleşti ... Ancak o hiçbir zaman için bugün Farina , Ghiave Touring firmalarının sahip olduğu imkanlara sahip değildi. Kendi yağıyla kavruldu ve zengin oldu . Zaten bu da onun hakkı idi . Delahaye firmasının birçok karosericiyi meşhur ettiği , birçok akıma neden olduğu ortada . Ancak bazılarına göre asıl Delahaye firmasını zengin edenlerin karoserciler olduğu söyleniyor... Bir bakıma bu da doğru ... yorumu size bırakıyoruz .

 

Az her zaman daha çoktur!..

Az her zaman daha çoktur!..

1961 model Lincoln Continental, Amerikan lüks otomobil anlayışını değiştiren otomobil olarak tarihe geçti.

1961 model Lincoln Continental'in başarısını anlamak için öncelikle Lincoln' ün 1960 yılında içinde bulunduğu karışık durumu incelemek gerekiyor.

İkinci Dünya Savaşından 1960'a kadar Ford firması, Lincoln' ü Amerika'nın en çok lüks otomobil satan markası haline getirebilmek için çok ciddi para harcadı. Eğer Continental Mark II'yi de Lincoln sayarsak firma 15 yıl içinde tam 5 modelin kasasını tamamen yeniledi. Üç tane tamamen yeni motor lanse etti. Ayrıca Michigan ve Wayne'de iki yeni fabrika açtı. Ve tüm bu çabalarına karşın Cadillac tarafından çok ağır bir Pazar hezimetine uğradı. Lincon, Cadillac'ın sattığı her 8 otomobile karşın 1 otomobil satabildi.

Ford'un bu konudaki kaderi Amerika'nın Vietnam' da yaşadıkları ile neredeyse aynı idi. Her şeyi düşünmüş, çok ciddi paralar harcamış, gereken her şeyi yapmıştı. Ama elinde sadece ölmekte olan bir marka vardı. Artık ne yapılacağı giderek belirsizleşmeye başlamıştı.

Lincoln tasarım stüdyosunun başı Eugene Bordinat problemi ilk gören isimlerden biri oldu. Ona göre firmanın ürettiği otomobillerin marka kimliği ve devamlılığı yoktu. Firmanın ürettiği dört otomobilde dört farklı firma tarafından üretilen otomobillere benziyordu. Oysa Cadillac'lar her zaman Cadillac gibi duruyordu. Ona göre bir tasarım çizgisinde ısrar edilmeli idi.

Bordinat ve ekibi 1958- 60 arasında üretilen Lincoln' lerin tasarım çizgisini koruyarak 1961 model Lincoln'ü tasarlamaya başladı.

Ancak özel ürünler stüdyosunda Ford ekibi, Mark II'nin tasarımından yola çıkarak dört kapılı Thunderbird tasarımı üzerinde çalışıyorlardı. Bu tasarımı gören Ford yetkilileri otomobilin yeni Lincoln olması kararını aldılar. Ve modeli o kadar çok beğendiler ki hemen üretim aşamasına geçtiler. Böylece Mark II' den esinlenen Thunderbird tasarımı bir anda 1961 model Lincoln oldu. Ve Bordinat' ın ısrarla üzerinde durduğu devamlılık meselesi 1961 Lincoln ile başlamış oldu. Otomobilin tasarımında tek geleneksel nokta önde yer alan krom kaplamalı ızgara idi.

Continental'in tasarmındaki en önemli mesele sadelik idi. O günlerde Amerikan lüks otomobil anlayışı inanılmaz renk kombinasyonları, aşırı lüks ve gösteriş amaçlı üretiliyordu. Lincoln ise içinden dışına tamamen sade bir gösteriş sunuyordu müşterilerine. Bu nedenle galerilerde sergilenmeye başlanan Continental otomobiller önce yadırgandı. Ancak ilk ayın sonunda Lincoln satışları tavana vurmuştu bile. Satın alanlar klasikleşecek bir otomobil satın aldıklarının farkında idiler.

Cadillac tarafında ise işler artık karışıktı. Ve liderlik yavaş yavaş Lincoln' e doğru kayıyordu. Cadillac bu durum karşısında Lincoln'ün tasarım şefini transfer etmekte buldu çareyi. Ve bu transferin ardından ilk model Impala oldu. Ardından da tüm Cadillac ürün gamı değişti. Ve Continental Amerikan Lüks otomobil anlayışını değiştiren otomobil olarak tarihe geçti.

Yılların eskimeyen ismi: Shelby Mustang GT 500

Yılların eskimeyen ismi: Shelby Mustang GT 500

Carrol Shelby, 1967'li yılların efsanevi ismiydi. Onun yüksek performanslı GT 350 Mustang'i ulusal yollarda ve yarışmalarda bir kaç yıl üst üste birinci gelmeyi başarmıştı.Ancak 427 Cobra'sı ise satın alınabilecek en vahşi arabaydı.

Ford 1967 Mustang'i yeniden tasarladığında,           Tıkla, büyüt!..
otomobil bir basamak daha yükseldi ve otomobil özellikleri listesine FE büyük-blok motor ailesini kattı. Shelby Ford'u izledi ve 289 güçlü GT kaldı. Ancak bugün, ciddi güç düşkünleri 335 hp olan 428 büyük blok güç kaynaklı GT satın alabiliyorlar.

Dave Zimmerman adında bir kişi, kendi Shelby'sini 1988 yılında otomobilin gerçek sahibinden satın almış. İlk sahibi bu mükemmel otomobili 1973'ten beri kapalı bir garajda tuttuğu için bugün, sadece 43.720 mil göstergesi var. Bu Shelby, kendi orijinal yerine geri götürüldü.

1967'de 2050 tane çıkartılan Shelby Mustang'ten sadece bir tanesi üretildiği fabrikada duruyor. O masmavi rengi ile, Goodyear marka lastikleri ve Shelby Teakwood direksiyonu ile, tam 27 sene önce sıfır alınmış gibi orjinal hali ile duruyor.

Bu otomobilin tamanlamıyla mükemmel donanım ve sürüş özelliklerine sahip. Fiberglass kaportası, fabrikanın orjinal çıkardığı kliması, power direksiyonu ve güçlü frenleri ile tam anlamıyla bir radikal.

Shelby Mustang, tamamen deri tarafından sarmalanan iç yapısı ve o değişmeyen direksiyon simidi ile her zaman akıllarda kalmayı başarıyor. 5500 d/d'ki 358 beygirlik gücü ve 3000 d/d'ki 421 Nm torku ile 0-100 km/s hızlanması 6 saniye sürüyor.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de çoğu otomobil severin rüyalarını süsleyen bu otomobil 1968'li yıllardan beri hala unutulmadı. Günümüzde bile Hollywood filmlerine sık sık konu oluyor(Gone In 60 seconds).

 

Efsane Amerikanlardan biri: Pontiac GTO

Efsane Amerikanlardan biri: Pontiac GTO

Pontiac GTO, güçlü bir otomobil olarak 1964'te doğdu. General Motors'un tasarımcıları, GTO ile ilgili klasik bir hayal kurarak, Tempests hattında doğan küçük otomobili, 1964'te daha iri ve orta büyüklükte bir otomobil olarak ortaya çıkardılar. Pontiac sadece hızlı gitmiyordu; çok da iyi dizayn edilmişti.

Tasarımcılar, net ve keskin köşeli hatlar kullandıkları GTO'yu, İtalyanların yarış için onayladığı Gran Tourismo Omologato'da sergiledi. Jim Wengers Pontiac'ın reklamcısıydı; müdür Pete Estes ve bölüm mühendisi John DeLorean ile orta sınıf boyutunda güçlü bir otomobil yapmayı kararlaştırdılar. Bu kişiler, modifiyeyi seven gerçek otomoil tutkunlarıydılar ve kendi yapacakları modifiyeli otomobile ne istiyorlarsa ekleyebilirlerdi.

General Motors sıkı bir politika uygulayıp Pontiac takımının tutumunu tamamen yasakladığı için, GTO'yu Tempests trio modelinin bir versiyonu olarak pazarladılar. Özellikle 2 kapılı dizayn edilen açılabilir tavanlı, güçlü motorlu, 2 kapılı coupe'ler; seri kullanılabilen, sert süspansiyon sistemine sahip, yol kavrayıcı lastikler ve çift egzos gibi spor özellikleri de mevcuttu. Eğer bunlar yeterli gelmezse her zevke uygun seçeneklerin sunulduğu uzunca bir opsiyon listesine de sahipti.

O günlerin otomobil dergileri, soylu Ferrari'nin beşte bir fiyatına satılan Pontiac GTO'yu ballandırarak anlattılar. GTO satışları herkesi şaşırttı. 5000 adet satışın normal karşılandığı otomobil pazarında 32.000 adetlik satış ile büyük ses getirdi.

İlk zamanlarda düşük viteste gidenleri kovalayan hayalet otomobil görünümüne bürünmüş olan Pontiac GTO'ya birgün sahip olursanız, bu otomobil sizin otomobil kolleksiyonu yapma isteğinizi mutlaka arttıracaktır. Bu arada şunu da ekleyelim: GTO tutkunlarına göre 1964 ve 1965 model GTO'lar sahip olunabilecek en iyi modellermiş.

Nostalji-6.5 milyon $'lık canavar : Ferrari 330 TRİ LM

6.5 milyon $'lık canavar : Ferrari 330 TRİ LM

330 TRİ LM katıldığı 3 Lemans yarşınıda kazanmış son önden motorlu Ferrari modeli. 1962 yılında ortalığı silip süpüren 330, 1962 yılında katıldığı Lemans yarışlarının kurallarında bazı küçük değişiklikler yapılmasına bile sebep olmuş.

Yarış kurallarının değişmesiyle, Ferrari Tipo 163 Superamerica motoru kullanmış ve böylece araca ekstra olarak 50 beygirlik bir güç daha katılmış

Lemans yarışlarından kısa süre sonra 330 TRİ LM, Chinetti Nart Takmına satıldı. Nart Takımıyla 1963'de tekrar yarışlara katılan 330 TRİ LM talihsiz bir kaza geçirmiş, araç kullanılamaz hale gelmiştir. Ancak Ferrari'nin sürücüsünün burnu bile kanamamıştır.

Hurda haline gelen Ferrari 330 TRİ LM'i Hisashi Okada isimli bir iş adamı almış ve eski haline yakın bir şekile sokmuştur. New York sokaklarında dokuz yıl kullanılan Ferrari 330 TRİ LM daha sonra Pierre Bardinon tarafından satın alınmış ve Ferrari mühendislerinin yardımıyla tekrar eski orjinal haline getirilmiştir.

2002 yılının Ağustos ayında Pierre Bardinon aracı satışa çıkarmış ve 6,5 milyon $'a alıcı bulmuştur.

Kaval -Sarızeybek Klip

Ataturk'un amerika'ya mesaji


Ataturk'un amerika'ya mesaji
Uploaded by sayit

İlk Türk Otomobili ; DEVRİM..

İlk Türk Otomobili ; DEVRİM.. İbret Alınıcak Olay..1

 

29 Ekim 1961 tarihine kadar binek oto mobili tipinin geliştirilmesi görevinin TCDD işletmesine verildiği bildirilir... Okuyup ibret almak gerek.

 

 

 

 

 

 

İmal Tarihi::::::::::: 1961
Ağırlık:::::::::::::::: 1250 kg.
Uzunluk:::::::::::::: 4500 mm.
Genişlik:::::::::::::: 1800 mm.
Yükseklik:::::::::::::1550 mm.
İmal Yeri::::::::::::: Eskişehir Demiryolu Fabrikası
İmal Süresi::::::::::: 4,5 ay
Üretim Sayısı::::::::: 4 Adet Binek Otomobili
10 Adet Motor::::::: 4 adet A4L tipi 3 adet A4T tipi 3 adet B3T tipi
7 Adet Şanzuman:::: 3 adet A tipi 4 adet B tipi
Silindir Sayısı::::::::: 4
Silindir Çapı::::::::::: 81 mm.
Silindir Hacmi::::::::: 20 70 cm
Strok:::::::::::::::::: 100 mm.
Kompresyon::::::::::: 6,8 : 1
Güç:::::::::::::::::::: 50 hp
Devir:::::::::::::::::: 3600 d/d
Karakteristik::::::::::: Dört zamanlı

2

 

 

 

 

 

 

 

 

16 Haziran 1961 TCDD Fabrikalar ve Cer Daireleri Yönetici ve Mühendisleri ile toplantıda Ulaştırma Bakanlığının yazısı okunarak, 29 Ekim 1961 tarihine kadar binek otomobili tipinin geliştirilmesi görevinin TCDD işletmesine verildiği bildirilir.

Bu iş için 1.400.000 TL. ödenek ayrıldığı belirtilir. Süre 4,5 aydır!. Bu süre içinde bu çapta bir geliştirme çalışması yapılabilir mi ki? Bırakınız geliştirmeyi hiçten yola çıkarak çalışabilecek bir otomobil yapılabilir miydi?

Tüm ülkede Üniversiteden Basınına, bir avuç sanayicisinden politikacısına, sesi duyulabilen kimse ne otomobil ne de motor yapılabileceğine inanıyor, özel sohbetlerde, röportajlarda, film gösterili konferanslarda bu görüş vurgulanıyordu.

Fakat bu inanılmaz şey gerçekleşiyor ve 28 Ekim 1961 sabahı Türkiye�de yapılan bir otomobil, kaportası pürüzsüz olmasa da, kendi tekerlekleri üzerinde ve yine Türkiye�de yapılan kendi motorunun gücüyle Büyük Millet Meclisi Binası önüne götürülerek Devlet Başkanı Cemal GÜRSEL paşaya sunulabiliyor, bir ikincisi paşayı Anıtkabir�e götürüyor, sonra da Hipodrom'daki geçit resmine katılıyordu.

Bu nasıl gerçekleşmişti? Ne getirmiş, ne götürmüştü?

Projeyle başka bir kuruluşun değil de TCDD�nin görevlendirilmiş olması, o tarihlerde TCDD�nin onarım amacıyla kurulmuş fakat geniş ölçüde yedek parça imal eden Ankara, Eskişehir, Sivas ve Adapazarı�ndaki fabrikaları ile önemli bir teknik potansiyeli ve yetişmiş işçisinden mühendisine kadar güçlü bir teknik kadrosunun bulunmasıydı.

Yüksek Mühendis Emin BOZOĞLU yönetim grubunun (Necmettin Erbakan'da gruptadır) başı olarak 20 mühendisin olağanüstü bir tempoyla fakat gönül rahatlığı içinde çalışmasını sağlayıp eşyöneltmek suretiyle birinci derecede rol oynamıştı.

Zamana karşı yapılan yarışın kazanılmasında ikinci etken, görevalan mühendislerin, proje süresince hafta sonları da dahil her gün, en az 12�şer saat, gerektiğinde bazı geceleri, sökülmüş bir otomobil sedirinin üzerinde birkaç saat kestirerek işbaşında kalmayı yüksünmeyecek ölçüde davaya gönül vermiş olmalarıydı.

Çalışmalar için, Eskişehir Demiryol Fabrikalarında dökümhane olarak yapılıp kullanılmayan bir bina seçildi. Elden geldiğince çeşitli tipte otomobil yapısını yakından inceleyerek fikir edindikten sonra yapılacak tipin boyutları, motor, şanzıman vb. öteki grup ve parçaların nasıl tasarlanıp imal edileceği üzerinde durulması sonucuna varıldı.

Önce otomobilin ana hatları belirlendi. Dört ile beş kişilik, toplam 1000-1100 kg. ağırlığında ortaboy denilebilecek bir tip üzerinde uzlaşıldı. Motor 4 zamanlı ve 4 silindirli olarak, 50-60 BG. vermeliydi.

Karoser için hazırlanan 1/10 ölçekli maketlerden seçilen 1/1 ölçekli alçı modeli yapıldı. Kroserin damı, kaput ve benzeri saçları, sonra bu modelden alınan kalıplarla yapılmış beton bloklara çekilmek ve çekiçle düzeltilmek suretiyle tek tek imal edildi.

Karar verilen yandan subablı bir 4 silindirli motorun, gövde ve başlığı Sivas Demiryol Fabrikalarında dökülüp, Ankara Fabrikasında işlendi. Piston, segman ve kolları Eskişehir�de yapıldı. Motor Ankara Fabrikasında monte edildi. Frenlemede 40 BG.�den fazla güç alınamayan bu motora alternatif olarak Ankara Fabrikası aynı gövde ve krank milinden yola çıkarak başka bir tip geliştirdi.


B Tipi adı verilen üstten subablı bir üçüncü motorda bu kez tanınmış bir 6 silindirli otomobil motorundan esinlenerek, fakat krank ve eksantrik milleri yeni baştan çizilip, hesaplanmak suretiyle Eskişehir�de imal edildi. Bu motor frenleme de 60 BG.�ye ulaşmış ve daha sonra Diesel�e çevrilerek istasyon aydınlatılmasında kullanılmak üzere yapılan elektrojen gruplarına uygulanmıştır.

Süspansiyon grubu ön takımları için �Mc Phearson� sistemi önerilmişti. Bu gün çok yaygın kullanılan bu sistem, o tarihte bulduğumuz kadarıyla bir tek firma tarafından uygulanıyordu. Benimsendi ve Eskişehir�de yeniden imal edildi.

Eylül sonuna doğru, ön ve arka camları, piyasada bulunabilenlere uydurmak zorunluluğuyla modele göre biraz değiştirilmiş iki gövde çatılmış ve biri A diğeri B tipinden iki ayrı motor hazırlanmış bulunuyordu.

Şanzumanlar, Ankara Fabrikasınca tümü yerli olarak yapılmıştı.

Montaja geçildiğinde karşılaşılan en büyük sorunlardan biri de gövde-motor uyumunu sağlamak, debriyaj, gaz ve fren kumanda mekanizmalarını yerleştirmek ve direksiyonun en uygun konumunu bulmaktı. Ayarlı direksiyon önerisi kabul edilmedi. İki yıl sonra Cadillac bunu bir yenilik olarak getiriyordu.

Nihayet Ekim ortalarında Devrim otomobillerinden ilki tecrubeye hazır duruma gelebildi. Elektrik donanımı, diferansiyel dişlileri, kardan istavrozları ve motor yatakları ile cam ve lastikleri dışında tüm parçalar yerli idi.

Bir yandan bu ilk otomobilin yol tecrübeleri sürdürülürken bir yandan da ikinci otomobilin yetiştirilmesine çalışılıyordu. Siyah renkteki bu iki numaralı Devrim�in son kat boyası ancak 28 Ekim akşamı vurulabilmişti. Pasta ve cilası Ankara�ya sevkedilmek üzere yüklendiği trende, gece yol alırken yapıldı. Buharlı lokomotiflerde, çekilen trende bacadan sıçraması olası kıvılcımlardan ötürü güvenlik önlemi olarak benzin depoları boşaltılmıştı.


Tren sabaha karşı Ankara�ya geldi. İki Devrim o zamanlar Sıhhıye semtinde, şimdiki Adliye Sarayı�nın yerindeki Ankara Demiryol Fabrikasına indirildi. Manevra imkanı sağlamak için depolarına yalnızca birkaç litre benzin kondu. Asıl ikmal, sabahleyin Sıhhıye�deki Mobil Benzin İstasyonundan yapılacak, sonra da Meclis�e gidilecekti. 29 Ekim sabahı Fabrikaya gelen otomobilli, motosikletli oldukça kalabalık bir trafik ekibinden oluşan eskordun arasında Devrim�ler yola çıktı. Çıktı ama, eskorttakiler, benzin alma işinden haberleri olmadığı için Mobil�e uğramadan yola devam ettiler. Meclis�in önüne gelindiğinde durum anlaşıldı, acele getirilen benzin 1. arabaya kondu, 2 numaraya konacağı sırada Cemal Paşa Meclis�in önüne gelmiş ve Anıtkabir�e gitmek üzere 2 numaralı Devrim otomobiline binmişti. Yola çıkıldı fakat, 100 metre kadar sonra motor öksürerek durdu. Cemal Paşa�nın �Ne oluyor?� sorusuna direksiyondaki Y. Muh. Rıfat SERDAROĞLU �Paşam, benzin bitti.� cevabını verdi. Paşa�dan özür dilenerek 1 numaralı Devrim�e geçmesi rica edildi. Büyük bir hoşgörü ile buna uyan Cemal Paşa Anıtkabir�e bu otomobil ile gitti, inerken ünlü �Batı kafasıyla otomobili yaptınız ama doğu kafasıyla ikmali unuttunuz.� sözlerini söyledi.

Ertesi gün bütün gazetelerin sözbirliği etmişçesine �100 metre gidip bozuldu� başlığını attıkları 2 numaralı Devrim aynı gün Hipodrom�daki geçit törenine katılıyor, basınımız ne bunu, ne de Cemal Paşa�nın Anıtkabir�e bir başka Devrim otomobili ile gittiğini yazmıyor, yalnızca haber, yorum ve fıkralarda harcanan bunca paranın boşa gittiğinden dem vuruyorlardı. Oysa aynı yıl Tarım Bakanlığı bütçesine konmuş bulunan �At neslinin ıslahı� için 25 milyon TL ödenekten ve sonucundan kimse söz etmiyordu. Hala merak eder sorarım at neslinde o günden buyana bir gelişme sağlanmış mıdır diye...

Bir de otomotiv sanayimize bakalım: ekonominin gerekleri uyarınca montaj biçiminde başlayıp bugün büyük birer sanayi kuruluşu durumuna gelmiş bulunan Kamyon-Otobüs-Otomobil firmaları yüzbinlerce araç üretebiliyor... Ve bunlar ithal yolları açık olduğu halde satışlarını arttırabiliyorlar.

Acaba bugüne kadar basınımızdan olumlu yazılar almamış olan Devrim Otomobilleri yapılmasaydı, Türkiye�de bir otomotiv sanayii oluşabilir miydi, hiç sanmıyorum. Çünkü Devrim Otomobillerinin ortaya çıkmasıdır ki �Türkiye�de otomobil ve motor yapılamaz� görüşünü yıkmış tartışmaların yönü değişmişti.



Devrim'in Yapım Aşaması...

14.GÜN                                   29.GÜN                          86.GÜN

142986

 

 

 

 

 

92.GÜN                               113.GÜN                         115.GÜN 92

113115

 

 

 

 

 

129.GÜN

129

 

 

 

 

Devrim'lerin Üretimi devam etseydi , Türkiye şu anda Otomotiv sektöründe çok büyük bir yol almıştı..Okuyupda sinirlenmemek elde değil.